hukumet toprağın tarımsal olarak kullanılmasını istiyor ama böyle hamlelerle daha çok nefret üretmekten öteye geçmiyor.
Zaten bunun için yapıyorlar ki. Nefret üretmek için

Hobi bahçeleri meselesinde ortaya çıkan tablo artık “denetim” değil, açık bir yönetim başarısızlığının vatandaşa fatura edilmesidir.
Yıllarca tarım arazileri bölündü.
Tiny house’lar kuruldu.
Prefabrik yapılar satıldı.
Reklamlar döndü, satış ofisleri açıldı.
23 yıldır ülkeyi yöneten hükümetimiz neredeydi?
Eğer bu iş yasadışıysa, en başında neden engellenmedi?
Eğer yasaldıysa, bugün ne değişti?
Bugün geldiğimiz noktada ise klasik senaryo devrede:
Merkez karar alıyor.
Cezayı kesiyor.
Ama sahaya inmiyor.
Sahaya kim iniyor? Belediyeler.
Yıkımı kim yapıyor? Belediyeler.
Vatandaş kiminle yüz yüze geliyor? Belediyeler.
Yani siyasi sorumluluk yukarıda, toplumsal öfke aşağıya yönlendiriliyor.
Bu bir tesadüf mü?
Vatandaşın gözünde süreç şöyle işliyor:
“Ben yıllarca kullandım, kimse bir şey demedi. Şimdi belediye geldi yıktı.”
Kimse “Bu politikanın kararını kim aldı?” diye sormuyor.
Çünkü karşısında gördüğü aktör belediye.
Asıl sorun tam da burada:
Bu ülkenin en verimli tarım arazileri yıllarca parçalanırken sessiz kal,
sonra bir gün çıkıp milyonluk cezalar kes,
insanlara 2 ay süre verip “yık yoksa daha ağır ceza” de.
Bu, planlama değil.
Bu, gecikmiş müdahalenin faturasıdır.
Ve bu faturayı ödeyen de yine vatandaş.
Tarım arazisini korumak elbette gerekli.
Ama devlet dediğin şey, önce engeller.
Göz yumup büyütmez, sonra da bir gecede cezalandırmaz.
Bugün yaşanan şey tam olarak budur.