 |
October 08, 2026, 09:32:46 PM |
|
Teknolojik gelişmenin ve bilimsel araştırmaların hızlı bir ivme kazandığı 20.yüzyılı geride bıraktık. 21.yüzyılın ilk çeyreğinin içinde bulunduğumuz günümüzde teknolojik ve bilimsel araştırmalar akıl almaz bir hızla ilerlemeye devam ediyor. Bedensel engellerin negatif etkilerini sinir sistemine bağlı teknolojik protezler ile geride bırakıyor hatta daha da ileri giderek bedenin parçalarını yeniden üretebiliyoruz. Bilgiyi en yüksek hızlarda paylaşıyor, ona dünyanın en ücra köşelerinden dahi ulaşabiliyoruz. Katlanıp küçülen her an yanımızda olan mobil cihazlarımızla, yüksek dalga frekanslı ağlarımızla dünya ile giderek daha sıkı bağlar kuruyoruz. Ya da öyle mi düşünüyoruz?
Teknolojik ve bilimsel ilerlemenin üretime dahil olduğu yıllarda Marx yabancılaşmadan bahsetti. Kapitalist üretim sisteminin giderek daha fazla kente dahil olması ve teknolojinin gündelik hayatın mekanlarına girmesiyle Lefebvre, Marx’ın yabancılaşma teorisini daha geniş ölçekte ele aldı ve modern hayatın çeşitli getirilerinin toplumda ve kültürde yabancılaşmalara neden olduğunu savundu. Ve kent mekanınının kapitalist dönüşümünü yabancılaşmalara neden olan temel etkenlerden biri olarak değelendirdi. Yabancılaşmanın temelinde insanın doğadan uzaklaşması ve temel arzuların yerine yenilerinin yerleştirilmesi yatıyordu. Soğuk Savaş ortamının gerginliğinde sitüasyonistler bütün bu yabancılaşmalara en radikal tepkileri gösterenler oldu. Toplumda artarak devam eden yabancılaşmayı ve ona paralel olarak sanatsal etkinliğin belirli bir uzmanlık alanına indirgenmesini bireyi kendi doğasına içkin olan yaratıcı etkinlikten uzaklaştırmanın yöntemleri olarak değerlendirdiler. Modern çağın yalnızca belirli bir kesime atfettiği estetik duyguyu ve yaratıcılığı toplumun bütün bireylerinde yeniden ortaya çıkarmak için, çeşitli sanat ve tekniklerin kullanımıyla belirli bilinç durumlarının yaratılmasında rol oynayacak, üniter kentler tahayyül ettiler. Bu kentler yeni teknolojilerin de kullanımıyla, sürekli değişen ambiyansları, araç trafiğini dışarda bırakan bütünsel yapısıyla hem yeni bilinç durumların oluşmasına hemde bedenin özgürce hareket etmesine olanak sağlıyordu. Ayrıca yerlerin psikocoğrafik önemlerine de dikkat çekiyorlardı. Bu etkilerin araştırılması için kent içerisinde bütün rutinlerini bırakarak gerçekleştirdikleri dérive’de kendilerini bölgenin cazibesine bırakıyorlardı. Dérive bir yandan psikocoğrafik etkilerin araştırılmasına yönelik deneyler olarak hizmet ederken diğer yandan durumların inşasına katkıda bulunuyordu. Dönemin mimarisinin baskıcı olarak değerlendirdikleri form anlayışının yerine kozmogoniden etkilenen özgür formların arayışına gittiler. Amaçları sanat alanında her hangi bir -izm dayatmak değil sanatın gerçek anlamını yeniden ortaya çıkartmak böylece daha yaratıcı ve özgür bir toplum inşası maksadıyla onu gündelik hayata yeniden dahil etmekti. Yeni medeniyetin özünün deneysellik olacağını düşünüyorlardı.
Peki o günden bugüne ne değişti? Toplumsal olanın, güncel olanın daima bilincinde olmak, dünyanın bir ucundaki insanların hayatlarını, en son teknolojik gelişmeleri, günün moda anlayışını en hızlı şekilde öğrenmek dünya ile kurduğumuz ilişkileri nasıl etkiliyor?
|