 |
Today at 07:38:06 AM |
|
Serbest çalışan biri olarak son iki yılda öğrendiğim şey şu: işi yapmak kolay, işin bittiğine karşı tarafı ikna etmek zor. Bir metni teslim ediyorsunuz, üç gün sonra "beklediğim gibi olmamış" diye bir mesaj geliyor ve iş orada duruyor. Ne düzeltilecek belli, ne de neden reddedildiği. En kötüsü de karşıdakinin kötü niyetli olmaması; çoğu zaman gerçekten ne istediğini kendisi de bilmiyor.
Somut bir örnek vereyim. Üç sayfalık bir çeviri işi almıştım, teslimden önce "bu işin iyi olduğunu neye göre anlayacağız" diye sordum. Cevap "profesyonel olsun yeter" oldu. Teslim ettim, gelen cevap "biraz daha akıcı olabilirdi" oldu. Hangi cümle, ne kadar akıcı, kim karar veriyor? Belli değil. O gün üç günü de kaybettim, parayı da. Ondan sonra iş almadan önce iki şey sorar oldum: kabul şartı ne, o şartı kim kontrol edecek.
Asıl mesele ikinci soru bence. Şartı koyan kişi ile kontrol eden kişi aynıysa, şart olmasının pek bir anlamı kalmıyor. "Biraz daha akıcı olsun" cümlesinin sorunu kötü bir cümle olması değil, ölçülebilir olmaması. Adam haklı da olabilir, keyfi de davranabilir, siz ikisini ayırt edemezsiniz. Serbest çalışmanın bana en sinir bozucu gelen tarafı tam olarak bu.
Geçenlerde araştırırken Base ağında çalışan Verdikta diye bir protokole denk geldim. Açıkçası ilk okuduğumda "yine bir kripto projesi işte" diye geçecektim, çünkü bu alanda anlatılanların çoğu ya token ya bir bahis mekanizması oluyor. Ama burada anlatılan benim yukarıdaki derdime denk geldi, o yüzden biraz kurcaladım.
İşin özü şu: parayı işe başlamadan bir sözleşmeye kilitliyorlar, yani "parayı sonra veririm" ya da "beğenmezsem vermem" gibi bir kapı kalmıyor. Yanına da işin başında yazılmış, sonradan değiştirilemeyen bir değerlendirme listesi koyuyorlar. Puanlamayı bağımsız yapay zeka düğümlerinden bir jüri yapıyor ve her maddeye ayrı puan veriyor, puanlar da açık. Yani benim hikâyemdeki "biraz daha akıcı olabilirdi" cümlesi orada yazılı olmak zorunda kalırdı. İşin bu kısmı bana biraz bürokratik geldi açıkçası, ama düşününce tam da o bürokrasi eksik olduğu için üç günümü kaybetmiştim.
Tabii sihirli bir değnek değil, bunu da söyleyeyim. Zevk ve tona dayanan işlerde makine insan kadar isabetli değil; "bu cümle kulağa nasıl geliyor" sorusunun cevabı hâlâ bir insanın kulağında. Kötü yazılmış bir liste de değiştirilemez olsa da kötü kalıyor, yanlış bir baraj koyarsanız makine sizi haklı çıkarmaz. Yani sistem iyi niyeti değil, iyi yazılmış şartı koruyor. Bunu bir öneri olarak yazıyorum, kendi işimde işe yarayabilecek bir şey buldum ve paylaşıyorum; ben de hâlâ deneme aşamasındayım.
Benim için değişen tek şey şu: artık iş alırken "nasıl bir şey istiyorsunuz" değil, "bunu neye göre ölçeceğiz" diye soruyorum. Bu soruyu baştan sormak, sonunda tartışmaktan çok daha ucuz.
Sizin de başınıza geldi mi? İşi teslim ettikten sonra reddedilip sebebini öğrenemediğiniz, ya da "keşke şartı baştan konuşsaydık" dediğiniz oldu mu?
|